* T.C.
Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldız; Tarihteki 16 büyük Türk
İmparatorluğunu,
ortadaki güneş ise Türkiye Cumhuriyeti Devletini simgeler.
AK HUN İMPARATORLUĞU Ortadoğu Hunları: Ak-Hunlar
Hunlar’ın büyük kısmı Volga’dan batıya geçerken, onlardan, güneye, İran’a
inen bir bölük olduğu ileri sürülen Ak Hunlar, 5. asrın ortalarına doğru
kuvvetlenerek büyük devlet haline gelmişlerdir. Maalesef Hun tarihinin bu
noktası iyice açıklığa kavuşmuş değildir. Hâkimiyetini Hazar kıyılarından
Kuzey Hindistan’a, Afganistan’a, İç Asya’ya kadar genişleten bu kavim veya
kavimlerin adının çeşitli vesikalarda başka başka şekilde kaydedilmiş olması
durumu daha da karıştırmaktadır. Bu kavmin Hunlarla akrabalıklarının
açıklığı, 520 sıralarında Çinli seyyah Song-yun’un kayıtlarından
anlaşılıyor. 5. Asrın ilk yarısında Sâsânîler’le çarpışan Ak-hun hükümdarına
“hâkan” (Kağan) deniyordu. II. Yazdgird zamanında (438-457), İran üzerine
baskılarını artırdıkları yıllarda Ak-Hunlar’ın başında en büyük hükümdarı
sayılan Kunhas (başka okuyuşlar: Kuhanaz, Huşnavaz, Ahşunvar, Aksungur. Kün-han
vb.) İran iç işlerine karışarak himayesine aldığı Firuz’u Sâsânî tahtına
çıkarmış (459), hâkimiyetini Afganistan’a doğru genişleterek Kuzey
Hindistan’a dönmüş ve orada Gupta devletini dağıtmıştı (470’e doğru). Ak-Hunlar'ın
en büyük iki kabilesi Uar ve Hun kabileleri idi. Yönetimine daha çok bu
kabileler hakim oluyordu. Uar-Hun'lar, İran üzerine baskılarını arttırmış ve
358 yılında Sasanîler ile bir anlaşma yapmışlardı. Bu barış dönemi uzun bir
süre, neredeyse üç kuşak boyunca devam etti. Fakat Sasanî hükümdarlığına
Behram Gor gelince, Ak-Hunlar tekrâr saldırıya geçtiler ve Sasanî Devleti'ni
tekrar sarsmaya başladılar (427 ve sonrası). Daha sonra Ak-Hunlar'ın başına
Kunhas (Kün Han), Sasanîlerin (İran'ın) tahtına da II. Yazgird geçti. Kunhas
İran'ın iç işlerine karışmaya ve isteklerini kabul ettirmeye başladı.
Himayesine aldığı Sasanî veliahtı Firuz'u İran tahtına çıkardı. Sasanî
tahtına oturan Firuz, Ak-Hun Devleti'ne vergi veriyor.Ceyhun üzerindeki
Tirmiz ile Vasgirt bölgelerini Ak-Hunlar'a terk etmiş bulunuyordu. Ayrıca,
güzel kızını da Türk hakanına vermeyi vaad etmişti. Kunhas söz kesilen
prensesin gönderilmesini istediği zaman Firuz hileye başvurdu. Güzel bir
cariyeyi kendi kızı imiş gibi Kunhas'a gelin gönderdi.Fakat cariye gerçeğin
anlaşılacağını sezdiği için hileyi açıkladı. Bunun üzerine Kunhas, Firuz'un
sözde yardım için gönderdiği en ünlü kumandanlarını öldürttü. Sasanî
hükümdarı Firuz, öldürülen kumandanlarının intikamını almak ve Ak-Hun
baskısından tamamen kurtulmak için bir sefer düzenledi. Kunhas da gerekli
tedbiri almıştı. Sasanî ordusunu dar geçitli dağlık bir bölgeye düşürdü.
Turan taktiğini uygulayarak, ordusunu, tedbîr almadan ilerleyen Sasanîlerin
önünden çekti. Bunu kaçış zanneden Sasanî ordusu hızla geçide girdi. Fakat
geçidin arkasını tutan Kunhas'ın birlikleri geriden ansızın saldırıya
geçince, çekilir gibi görünen asıl kuvvetler de dönüp geçidin ağzını
tuttular. Sasanî ordusu her taraftan sarılmış, pusuya düşürülmüştü. Firuz,
ağır vergi şartlarını kabul edeceğini söyleyerek barış istedi. Kunhas ona şu
cevabı verdi : "Gelirsin, askerin de görebileceği bir yerde ayaklarıma
kapanarak özür dilersin, ancak o zaman çemberi kaldırırım !" Bu, kabul
edilir bir şart değildi. Ama Firuz kabul etti.Kunhas'ın ayaklarına kapanıp
özür diledi. İki tarafın askerleri bu manzarayı ibretle seyretti. Böylece,
savaş olmadan ordular çekilmişti. Firuz gururunu yitirmiş, ama ordusunu
kurtarmıştı. İntikam ateşiyle yanıp tutuşuyordu. Onun için çok geçmeden
tekrâr savaş açtı. Bu defa dar geçitlere girmeyecek, aynı hatayı
yapmayacaktı. Ama, Kunhas da aynı taktiği uygulayacak değildi. Savaşı
düzlükte yapacaktı. Sasanî ordusunu çekebileceği düzlükte keşifler yaptırdı.
Tespit edilen yerde süratli bir çalışma ile derin çukurlar kazdırdı. Sonra
bu çukurların üzerini belli olmayacak şekilde kapattı. Arada zikzaklı dar
geçitler bırakmıştı ve bu geçidi kendi askerleri çok iyi biliyorlardı.
Kunhas, düşman saldırıya geçince az bir direniş gösterdi. Sonra, yenilgiyi
kabul etmişcesine, askerlerini, bildikleri geçitlerden geri çekti. Bunu
gören Firuz ordusunu ileri sürdü ve kazılan çukurlara gelip saplandı. Sasanî
askerinden ölenler çoktu. Firuz da hayatını kurtaramamıştı. Sasanîler
Kunhas'ın ileri sürdüğü ağır şartları kabul edince barış anlaşması yapıldı.
İki ülke arasında bir süre barış devam etti.
Mazdek İsyanı
M. 483 yılında Ceyhun kıyılarında Ak-Hunlar
tarafından mağlûp edilerek yıllık vergiye bağlanan Sâsânîler’in bu sırada
geçirdiği dinî-sosyal bir sarsıntı ülkelerini ihtilâle sürükledi. Bu Mazdek
isyanı idi. Zerdüşlükten ilham alan Mezdek, Mani inancındaki ikili telâkki
(ışık-karanlık, iyilik-kötülük mücadelesi) üzerine, o tarihlerde yorulan ve
iktisadî darlık içine düşen topluluğu ıslah etmek iddiası ile, sosyal
huzursuzluk etkenlerini de ekleyerek, düşüncelerini yaymağa başladı. Buna
göre insanların saadetini bozan iki unsur: servet ve kadın, herkesin ortak
malı olarak kabul edildiği takdirde yeryüzünde kötülük kalkacaktı. Bu o
zamanlar ilkel komünist propaganda neticesinde servet sâhipleri ve âile
müessesesine karşı kışkırtılan halk, Mazdek ve müritleri tarafından
ayaklandırıldı. Asîller ve din adamları öldürüldü. Kadınlar tecavüze uğradı,
evler, konaklar yağmalandı ve tahrip edildi. Devletin sıhhat kazanacağı
hususunda Mazdek’e inanmak gafletini gösteren Şah Kavad (M. 488-531) de
hapsedilmişti, fakat o kaçmak imkanını bularak komşu Ak-Hunlar’a sığındı.
İran’da olup bitenleri yakından takip eden Ak-Hun hükümdarı, insanlık
yararına hiçbir şey göremediği Mazdek hareketini kırıp yok etmek için,
Kavad’ı 30 bin kişilik Hun süvâri birliği başında İran’a gönderdi (M. 499).
Bu suretle Şah ihtilâli bastırdı ve hâdiselerin gelişmesinden felâketi
anlayan halkın da yardımı ile Mazdek ve taraftarları yakalanarak idam
edildi. Tabiatıyla temizlik ve ülkenin huzura kavuşturulması uzun bir zamana
ihtiyaç gösterdiğinden, Sâsânî imparatorluğunda hak, adâlet ve mülkiyet
esasında normal düzen, daha ziyâde Kavad’ın oğlu Anurşivan (M. 531-579)
devrinde kurulmuştur ki, bu şehinşah tarihte “Âdil” lâkabı ile anılır Çin
kaynaklarına göre, İç Asya’da Karaşar, Kuça, Aksu, Kaşgar ve etrafını
hâkimiyetlerine alan Ak-Hunlar bu arada Kandahar’ı ve 484 yıllarında Kuzey
Hindistan’ı zapt ettiler. Bu harekât “Tegin” ünvanını taşıyan ve Kâbil’de
oturan Toramana adındaki başbuğu tarafından idare edilmişti.
Ak-Hun Devleti’nin Yıkılışı
İran’da Anuşirvan büyük bir devlet adamı
olarak belirdikçe Ak-Hun-veya diğer adlarıyla Eftalitler sönükleşti. 552
yılında Orta Asya’da Gök-Türk hakanlığı kurulup İstemi Yabgu, Maveraünnehir
bölgesinde faaliyete geçtiği zaman ise, Ak-Hun-Eftalit Devleti iki büyük
imparatorluk arasında sıkıştı. Gök-Türk’lerin amansız hasım bildikleri Juan
Juan’larla olan siyasi ve akrabalık bağları da fayda vermedi. Anuşirvan ile
İstemi’nin ortaklaşa hareketleri neticesinde Ak-Hun iktidarı yıkıldı ve ülke
Gök-Türkler’le İranlılar arasında paylaşıldı (564). Bu suretle üç kol
halinde gelişmiş olan Hun siyasî hakimiyeti tarihe karıştı. Üç kol halinde
gelişmiş olan Hun siyasi hakimiyeti bu şekilde tarihe karışmış olmakla
birlikte Hunlara mensup Türk soyundan çeşitli kütleler Asya,Avrupa ve Afrika
kıtalarında Tabgaç, Gök Türk, Türgiş, Karluk, Uygur, Oğuz, Bulgar, Sabar,
Hazar, Kuman, Peçenek vb. gibi türlü isimler altında yeni ve güçlü devletler
ve imparatorluklar kurarak yaşamağa devam etmişlerdir. Türk milletinin birer
parçası olan bu kütleler aynı zamanda Rus, Macar, İslav-Bulgar, Romen, Gürcü
devletlerinin kuruluş ve gelişmesinde başlıca rol oynamışlar, kendilerinden
sonra gelecek olan İslam-Türk siyasi teşekküllerine askeri, hukuki ve sosyal
yönden ana kaynak vazifesi görmüşlerdir.
HUNLARIN SONU
Yen-çi-şan dağını yetirdik, Kadınlarımızın
güzelliğini aldılar, Silan-şan yaylalarını yitirdik Hayvanlarımızın otlağını
aldılar. Hunların Sonu M.S. II. asır başlarında Asya Hunları birbirinden
ayrı üç bölüm halinde görünüyordu: 1-Balkaş Gölü havalisinde, Çi-çi
Hunları’nın kalıntıları, 2- Cungarya ve Barköl havalisinde Kuzey Hunları
(bunlar M.S. 90-91 yıllarında Baykal-Orhun bölgesinden buraya göçmüşlerdi),
3- Kuzey-batı Çin sahasında, Güney Hunları, Moğol soyundan Siyen-pi (H’yen-bi,
Hsien-pi)’ler tarafından batıya itilip 216’da hemen tamamen yurtlarından
çıkarılırken Güney Hunları da kendi içlerindeki çatışmalar yüzünden tekrar
ikiye bölündü ve baskısını artıran Çin, 220’ye doğru bütün toprakları işgal
etti. Bununla birlikte Asya Hunları, tabii daha ziyade Çinlileşmiş olarak,
5. asır sonlarına kadar varlıklarını devam ettirmişler ve Çin’in çeşitli
bölgelerinde, Tan-hu’lar soyundan gelen bazı kimseler kısa ömürlü küçük
devletler kurmuşlardır. Bunlardan üçü: Liu Ts’ung, Hia, Pei-liang. Sonuncu
“devlet” de Tabgaç hükümdarı Tai-Wu tarafından nihayete erdirilmiştir.
Avrupa Hun İmparatorluğu’nun Kurucuları Çin sahasında Hun siyasi hayatı
tarihe karışmakla beraber, bazı Hunlar Çi-çi iktidarının yıkılmasıyla etrafa
dağılmış olarak ve bilhassa Aral Gölü’nün doğusundaki bozkırlara çekilerek
varlıklarını devam ettirmişlerdir. Oradaki diğer Türk zümreleri ve 1.
asırdan 2. asır ortalarına kadar Çin’den gelen Hun kütleleri ile çoğalan ve
uzunca bir müddet sakin bir hayat yaşmak suretiyle güçleri artan bu
Hunlar’ın, bilhassa iklim değişikliği sebebi ile batıya yöneldikleri tahmin
edilmektedir. Avrupa Hun İmparatorluğu’nu kuranlar bunlardan olmak gerektir.
Yurt yitirme acısı Çağının en büyük, en güçlü imparatorluğunu kuran ve
yüzyıllarca hüküm süren Hun Türklerinin elbette yüksek bir medeniyetleri,
kendilerine özgü kültür ve sanatları, sözlü yazılı edebiyatları vardı. Hun
sanatının, adetlerinin göstergesi olan nice belgeler, bugün dünyanın çeşitli
müzelerinde, en çok Leningrad'daki Ermitage (Ermitaj) Müzesi'nde
bulunmaktadır. Çünkü Hunlara ait en önemli eserler, bugün Rusya sınırları
içinde kalan Doğu Altay'da Balıkgöl yakınındari Pazırık vadisinde
bulunmuştur. Pazırık: M.Ö.IV. ve III. Yüzyıllarda yaşamış Hun büyüklerine
ait mezarların bulunduğu ve Hun sanatından bazı örnekleri zamanımıza
ulaştıran kutlu vadi. Pazırık vadisinde bulunan kurganlar (Hun büyüklerine
ait mezarlar), M.Ö. IV. ve III. yüzyıllara aittir ve Hun sanatını yansıtan
örneklerle, adetlerini gösteren belgelerle doludur. Bu vadiden başka diğer
yerlerde bulunan kurganların sayısı kırktan fazladır. Ne yazık ki bunların
çoğu soyulmuş bulunuyor. Çünkü eski Türkler öteki dünyada hayatın devam
ettiğine inanır ve ölen kişi sonraki hayatında faydalansın diye elbisesi,
gerekli eşyaları, silahları, binek atı, at koşumları, kadın hizmetkarları
ile birlikte gömülürdü.Ölü, mumyalanırdı. Kurganlar buzlar altında kaldığı
için bozulmadan çıkarılan cesetler de vardı. Ahşap ve deri eşya çoktur.
Madenî eşyaların hemen hemen hepsi bronzdandır. Altın eşyalar da
bulunmuştur. Aralıklı olarak devam eden kazılarda çıkarılan kurganlar, daha
çok üzerlerine taş yığılarak yapılmış tepeler ya da höyükler halindedir.
Asıl mezar bu tepenin altında, büyük bir odanın içindedir. Hunların,
Gök-Türk yazısının başlangıcı sayabileceğimiz kendilerine özgü bir yazıları
olduğu anlaşılıyor. Fakat bu yazı ile yazılmış uzun metinler henüz ele
geçmedi. Sözlü edebiyat (destanlar) daha sonraki devirlerde ve daha sonraki
Türk yazısı ve diliyle anlatılmıştır. Hun İmparatoru Mete'nin, M.Ö. II.
yüzyılda Çin hakanına mektuplar yazdığı, Çin kayıtlarında belirtiliyor. Yine
Çin kaynaklarında M.Ö. 119 yılında, Türkçe'den tercüme edilmiş bir sagu
(ağıt) yahut türkü dörtlüğü vardır ki, bu Altın Elbiseli Adam'ın mezarından
çıkan iki satırlık yazıdan sonra, Türk edebiyatının en eski örneği
sayılabilir. Hun Türkleri bu saguyu, Çinlilerle yaptıkları savaşta toprak
kaybettikleri zaman ağlayarak söylüyorlarmış. Hun Türklerinin Çin
yenilgisinden sonra nasıl büyük bir üzüntü duyduklarını da gösterdiği için o
sagu'nun Çince'ye tercüme edilmiş parçasını buraya alıyoruz. Şüphesiz bu,
Hun ozanlarının kopuzla çaldıkları uzun bir ağıtın sadece dört mısraı idi.
Türkler savaş sonrasında ve yoğ törenlerinde bunu söyleyerek ağlıyorlardı.
Toprak yitirme acısını duyuran bu sagunun Çince'ye ve oradan Türkçe'ye
çevrilen parçası şöyledir:
Yen-çi-şan dağını yetirdik,
Kadınlarımızın güzelliğini aldılar,
Silan-şan yaylalarını yitirdik
Hayvanlarımızın otlağını aldılar.