* T.C.
Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldız; Tarihteki 16 büyük Türk
İmparatorluğunu,
ortadaki güneş ise Türkiye Cumhuriyeti Devletini simgeler.
GÖK-TÜRK İMPARATORLUĞU Gök-Türk Devletinin Kuruluşu
(552)
Gök-Türkler’in tarih sahnesine çıktıkları anlarda Juan-Juanlar’a
tabi olarak, Altay dağlarında an‘anevi sanatları demircilikle uğraştıkları
ve Juan-Juan Devletine silah imal ettikleri biliniyor. Fakat o zaman dahi
dağınık değildiler. Çou-shu (Çin yıllığı, M. 550-557’den)’ya göre, Gök-Türk
Devleti’nin kurucusu Bumin (Çince’de T’u-men)’in atası olarak gösterilen A-hien,
“şad” ünvanını (Bilge şad) taşıyor ve Bumin’den hemen önce gelen Tu-wa adlı
başbuğ da Ta-ye-hu (“büyük yapgu”) olarak tanınıyordu. Demek ki Türk
kütlesinin Juan-Juanlar’a bağlılığı “fedaratif” mâhiyette idi. Bumin daha M.
534 yılında kuzey Tabgaç (Wei) idarecileri ile siyâsî münasebet kurmuş, M.
542’de akıncılarının başında Huang-ho nehri yakınlarında görünmüş ve M.
545’de batı Tabgaç hükümdarının gönderdiği elçiyi “imparatorluktan nezdimize
“hey’et geldi, devletimiz bundan gurur duyar” sözleri ile karşılamıştı.
Gök-Türk hanlarından İşbara, 585'teki bir konuşmasında Gök-Türk devletinin
“50 yıl önce” kurulduğunu söylemiştir ki, bu da 535 tarihine düşer. Ancak
Bumin’ın 546’da Juan-Juan devletine karşı bir Töles ayaklanmasını bastırdığı
için, o devlet hükümdarı ile eş-değerde olduğunu göstermek maksadı ile, onun
kızı ile evlenmek isteğinin kabaca reddedilmesi üzerine üst-üste vurduğu
darbelerle Juan-Juan devletini çökertip arazisini tamamen işgal ettikten
sonra resmen “il-kagan” unvanını alması ve böylece, merkezi, eski büyük Hun
imparatorluğunun başkent bölgesi, Ötüken (Orhun ırmağının hemen batısında,
47. enlem 101, boylam’da) olmak üzere hakanlığı kurması 552 yılında
olmuştur.
Gök-Türk Devleti’nin Büyümesi ve Mukan Kağan
(553-572)
Devletinin batı kanadını kuruluşta kendisi
ile birlikte çalışan küçük kardeşi İstemi’ye,”Yabgu” ünvanını taşımak,
dolayısıyla doğu kanadının yüksek hakimiyetini tanımak üzere veren Bumin,
devleti kurduğu yıl içinde öldü. İstemi Kağan batıda fetihlerine devam
ederken, Ötüken’de iktidara gelen, Bumın’ın oğlu K’o-lo (Kara?) ve bunun
erken ölümü üzerine hakim olan, Bumin’in diğer oğlu Mu-kan (553-572)
zamanında devlet, haşmetli çağına ulaştı. Heybetli görünüşü, parlak mavi
gözleri, kudreti ve huşuneti Çin kaynaklarında belirtilen Mu-kan Kagan, son
bir darbe ile Juan Juanlar’ı tarihe malettikten sonra (555), K’i-tanlar’ın
ve Kırgızlar’ın ülkelerini Gök-Türk hakimiyetine bağladı. Çin’de Batı
Tabgaçları’nın yerine geçen Chou hanedanı ile, yeni kurulan Tsi hanedanını
baskı altına aldı. İstemi’nin harekatına karşı, Çin’den yardım isteyen Ak-Hun-Eftalit
devletine ve Maveraünnehir halkına Çin askerî desteğini önledi. 564’de Şan-si’deki
Tsi başkenti Tsin-yang’ı muhasara etti ve kızı prenses Aşına’yı Chou
imparatoru ile evlendirdi (568). Kaynakların bildirdiğine göre, geniş
ülkelere ve 100 bin kişilik bir orduya sahip Gök-Türk hakanını, Çin
imparatoru akrabalık kurma yolu ile teskin etmiş oluyordu.
Gök-Türk Devletinin Bir Dünya Devleti Olması
ve İstemi Kağan (552-576)
Mu-kan’ın emrindeki kuvvet hakanlığın doğu
kanadının ordusu idi. İstemi (552-576) kumandasındaki öteki ordusu ise kendi
bölgesinde hareket halinde idi. Kısa zamanda, Altaylar’ın batısını Isık Göl
ve Tanrı Dağları’na kadar hakimiyetine alan İstemi, geniş çapta askerî ve
siyasî faaliyetleri neticesinde temas kurduğu Sasanî İmparatorluğu ve Bizans
gibi Ortaçağ’ın en büyük iki devletini Gök-Türk politikası izinde yürütmek
suretiyle, Türk hakanlığını bir dünya devleti payesine yükseltti. 561
yılında, Ak-Hun-Eftalitler üzerinde yaptığı ilk baskı tecrübesinden sonra,
İpek transit ticaretini elinde tutan bu devlete karşı Sasanî
İmparatorluğu’nu tabiî müttefiki olarak gören İstemi, Şehinşah Anuşirvan
Adil ile antlaşma akdetti. Bu vesile ile kızı, Anuşirvan ile evlenerek İran
sarayına imparatoriçe oldu. Müttefikler tarafından şıkıştırılan Ak-Hun-Eftalit
devleti yıkıldı ve toprakları Ceyhun (Amu Derya) sınır olmak üzere iki
imparatorluk arasında paylaşıldı (564). Maveraünnehir, Fergana’nın bir
kısmı, Kaşgar, Hoten vb. Gök-Türkler’e intikal etti. Bu suretle İç Asya ipek
kervan yolu üçüncü kere Türklerin eline geçmiş oluyordu.
Işbara Dönemi ve Devletin İkiye Bölünmesi
(582)
Çin, Gök-Türkler arasındaki anlaşmazlığı
körüklemeğe devam ediyordu. Ta-lo-pien Batı Yabgusu Tardu’nun yanında, yeni
ulu hakan ile mücadeleye hazırlanırken, İşbara da o sırada, Choular yerine
iktidara gelerek, Çin’de 350 yıldan beri ilk defa siyasî birlik tesis eden
Sui hanedanı (581-618)’ndan kendi ailesinin intikamını almak isteyen karısı,
Chou prensesinin telkinlerine kapılarak, Çin’e kuvvet sevk ediyor, Sui
imparatoru Ven-ti de eskiden beri Çin şehirlerinde ticaretle uğraşan ve
dostluk münasebetleri çerçevesinde, imtiyazlara sahip 10 bin kadar Türk’ü
Çin’den uzaklaştırıyordu. Buna karşı İşbara’nın ordusu ile Çin’e girmesi,
Çin hile faaliyetinin yoğunlaşmasına yol açtı. Wen-ti derhal Tardu’ya altın
kurt başlı bir sancak göndererek onu Gök-Türk ulu hakanı olarak
selamladığını bildirdi. İhtirası alevlenen Tardu, Çin’e karşı ortak hareket
teklif eden İşbara’nın bu isteğini önce reddetti ve İşbara, Gök-Türkler’i
gayet iyi tanıdığı anlaşılan diplomat-general Ç’ang Sun-şeng ile mücadele
etmek ve bu Çinli’nin Türk kumandanları arasına soktuğu nifak ile uğraşmak
mecburiyetinde kalırken, Tardu, hakanlığın doğu kanadının yüksek
hakimiyetini tanımadığını ilan etti (582). Böylece imparatorluk resmen ikiye
ayrılmış oldu.
Şi-pi Han Dönemi: Gök-Türk Onurunun
Canlandırılması (609-619)
Ancak, ölümünden sonra yerine geçen oğlu
Şi-pi (Shih-pi, 609-619) Gök-Türk haysiyetini biraz kurtarabildi. Bir Çinli
prenses ile evlenmekle beraber bunu, Çin’in Gök-Türk iç-işlerine
müdahalesini önleyen bir paravana olarak kullandı. 5-6 yıl içinde Doğu
Hakanlığı topraklarındaki dağınıklığı giderdi, batıda Tibet’e kadar, doğu da
Amur nehri’ne kadar tekrar itaat altına aldı (615). Durumdan telâşa düşen
imparator, Türk hanedan azası arasında ihtilâf çıkarmağa dayanan değişmez
Çin plânını yeniden tatbike başladı. Bu defa akıl hocası, hususî hile
raporları hazırlayan ve batı için yazdığı eserler başlıca kaynaklardan
sayılan elçi P’ei-chü idi. Hâkanın küçük kardeşi Ç’i-ki-şad’a “hâkanlık”
teklif edildi. Fakat milletinin perişanlığını ve Çin tahakkümünün
rezaletlerini gören bu genç, teklifi, kendisine vaad edilen Çinli prensesle
birlikte reddetti. Çinliler başka bir yol denediler. Gök-Türk
kumandanlarından birini pusuya düşürerek öldürdükten sonra, Hâkan’a, onun
muhalefet maksadı ile kendilerine müracaat ettiğini, fakat “aradaki
dostluktan dolayı” ortadan kaldırılmasını uygun bulduklarını bildirdiler.
Gaye Hâkan Şi-pi ile Gök-Türk şeflerinin arasını açmaktı. Hâkan bu oyuna da
gelmedi. Son hâdisenin Çin-Türk anlaşmasını bozduğunu ileri sürerek yıllık
haracı kesti, savaşa hazırlandı. Plânı, kuzey eyaletlerinde geziye çıkmış
olan imparatoru baskın ile yakalamaktı. Fakat baskın haberi Ötüken’de
bulunan ve yukarıda sıra ile üç hâkana zevcelik ettiğini söylediğimiz Çinli
prenses tarafından, gizlice Çin’e ulaştırıldığı için, sür’atle geri dönmeğe
çalışan imparator, takipçi Gök-Türk süvarileri tarafından Şan-si’de Yenmen
(bugün Tai-hien) şehrinde kuşatıldı, Ye’sinden ağladığı rivayet edilen
imparator Yang-ti’nin imdadına yine aynı prenses yetişti: Gök-Türk ülkesinde
büyük bir isyan çıktığı söylentisini yayarak Türk ordusunun geri çekilmesini
sağladı(615).
Şi-pi’nin Başarılı Çin Politikası
Yan-ti’nin son durumu Çin’de
karışıklıklara sebebiyet verdi ve ona karşı muhalefet gittikçe arttı. Bu
defa da Çin ileri gelenlerinin Gök-Türkler’e sığınmalarına şahit olunuyor ve
Şi-pi Hâkan Çinliler’in siyasetini kendilerine karşı tekrarlıyordu. Çin
sarayını yağmalayarak aldığı kıymetli eşyayı Gök-Türk Hâkanı’na sunan
mülteci Liang Shi-tu’yı, Şi-pi “Çin Kağanı” ilan ederek (617) kendisine bir
kurt başlı sancak verdi. Liu Wu-chou adlı diğer bir kumandanı da “Batı Çin
Kağanı” yaparak, Sui’lere karşı sefere çıkardı. Bunlar arasında, tarihî
bakımdan en ehemmiyetlisi Çin umumi vâlilerinden Li-yüan’ı himayesine alıp
desteklemesidir ki, antlaşma gereğince Türk ordularının yardımı ile Sui’leri
iktidardan uzaklaştırdıktan sonra Ch’ang-an’daki imparatorluk servetini
hakana takdim eden, ayrıca 30 bin top ipek ve yıllık vergi vermeyi taahhüt
etmiş olan Li-yüan, Çin’de 300 yıl kadar hüküm süren meşhur T’ang sülalesini
(618-906) kurmuş ve kendisi imparator olarak Kao-tsu ünvanını almıştır.
Kie-li Dönemi: Çin Hakimiyetine Giriş
Sürecinin Başlangıcı (621-630)
Şi-pi’den sonra hakan olan Ç’u-lo
(619-621) kardeşinin sert siyasetini takip ediyor ve Hakanlığa karşı tutumu
kısa zamanda değişen T’ang imparatoruna karşı Sui sülalesini canlandırmağa
kararlı bulunuyordu. Fakat karısı Çinli Prenses İ-ç’ing tarafından
zehirlenerek öldürüldü. Hakan olan kardeşi Kie-li (621-630) kifayetli bir
adam değildi. Hain prenses İ-ç’ing ile evlenmiş, ağır dille yazdığı
mektuplarla imparatoru tahrik etmişti. Karısının tesiri altında idi.
Plansız, programsız, sadece cesarete dayanan askerî teşebbüslerinde bir iki
defa mağlup oldu. Tutumu millete emniyetsizlik uyandırdı. Sir-Tarduşlar,
Bayırkular, Uygurlar isyan ettiler (627). Vaktiyle Türk himayesine sığınmış
olan bir çok Çinli T’ang imparatorundan af dileyerek memleketine dönüyor,
K’i-tanlar ve başka kavimler Çin ile temaslar arıyor ve sınır bölgelerinde
Çin’e bağlanıyorlardı. İmparator Tai-tsung (627-649) Türkler’e vuracağı
darbe için vaziyetin olgunlaşmasını bekliyordu. Hakan kuşattığı bir şehir
önünde mağlup olarak çekilirken yakalandı, muhafaza altında Çin başkentine
gönderildi (630).
Çin Esareti ve Bağısızlık Denemeleri: Büyük
Kahraman Kürşad (630-680)
Tai-tsung’un kendini “Türkler’in Gök-Kaganı”
ilan ettiği 630 senesi Doğu Gök-Türk istiklalinin sonu kabul edilmiştir.
Hakanlığa bağlı kabileler ve yabancı topluluklar dağılıyor, Gök-Türk
prensleri etraflarına kuvvet toplayabilecek kimseler olmadıklarından, herkes
başının çaresine bakıyor, Türkler Çin’e sığınıyorlardı. Gerçi Aşına
ailesinden “kağan”lar birbirini takip etmekte idi, fakat bunlar artık Çin
sarayının emrinde, sadakat ziyaretleri yapan, hediyeler sunan,
imparatorlardan türlü ünvanlar alan birer kukla idiler. Gök-türkler’in
acıklı durumunu, Çin sarayında Türkler’e karşı ne yapılabileceği hususunda,
İmparator huzurunda cereyan eden münakaşalardan anlamak mümkündür. Neticede
kuzey Çin’in Sed boyunda “6 eyalet” bölgesinde Türkler’in yerleştirilmesi
kararlaştırıldı. Bu suretle belki Türkler’in Çinlileşeceği umuluyordu. Fakat
680’e kadar geçen 50 yıl devamınca, Türk milleti kendini unutmadı, ilini,
örf ve âdetlerini korudu, tarihin şanlı hatıralarını ruhunda yaşadı. Bu
arada ufak çapta başkaldırmalar oluyordu. Mesela Aşına ailesinden bir
prensin Altaylar’da Türk hakanlığını ihya çalışması (646-649), yine Gök-Türk
hükümdarları soyundan Tu-çi’nin on-ok’ların başında “kağan” ilan edilerek,
(676-678), Çin’e karşı Tibetlilerle ittifak etmesi... Çinliler tarafından
şiddetle bastırılan bu hareketler arasından en çok hayret verici olan, 639
yılında Kür-şad’ın ihtilal teşebbüsüdür.
Esaret yılları ve Kür-Şad İhtilâli
Doğu Türk Hakanlığını yıkan ve kağan
soyundan olanları başkentlerine götürüp bunlara kontrol altında
tutabilecekleri görevler veren Çinliler, Türklerden tamamen kurtulmak için
Türk halkını yok etmeyi, Çinlileştirmeyi düşündüler. Onun için Türklerin
büyük bir bölümünü Çin Seddi boyuna yerleştiler. Fakat bu baskı Türklerin
direncini arttırmaktan başka bir işe yaramadı. Dillerine, örf ve âdetlerine
sımsıkı sarıldılar, öç almak için bilendiler. Elli yıl süren esaret
hayatında fırsat buludukça baş kaldırlar. Bu baş kaldırmalardan biri Türk
tarihinin altın sayfalarını oluşturur ve "Kür-Şad İhtilali" olarak anılır.
Türk Prensi Kür-Şad, eski Türk kağanlarından Çuluk'un küçük oğlu idi. Çin
İmparatorunun saray muhafız kıtasında görevli bulunuyordu. O sırada Çin
İmparatoru Tang sülalesinden Tay-Çung idi. Kür-Şad, otuz dokuz arkadaşı ile,
Türk devletini diriltmek, esaretten kurtarmak için gizli bir ihtilal
komitesi kurmuştu. Son derece vatansever, cesur, güçlü ve keskin nişancı
olan kırk kişi bir darbe planı hazırladılar. İmparator Tay-Çung, bazen
hükümdar kıyafetiyle bahçede, bazen de geceleri kıyafet değiştirerek şehirde
tek başına dolaşmaya çıkardı. Onu yakalayıp Türk illerine kaçıracak, Çin
sarayında esir bulunan Türk soyluları ve Çin işgalindeki Türk toprakları ile
takas edeceklerdi. Sonra da bütün Türkleri ayaklandıracaklardı. 40 Türk
genci için Çin imparatorunu kaçırmak zor değildi. Gizli komite o gece
imparatorun saraydan çıkacağını haber almış, birbirlerine harekete
geçeceklerini bildirmişlerdi. Kür-Şad'ın arkadaşları, görevlerini bırakarak
kararlaştırılan yere geldiler. Fakat, o gece ansızın büyük bir fırtına
patlak verdi ve imparator sarayından çıkmadı. Planı ertelemek tehlikeliydi.
Çünkü görevden ayrıldıkları anlaşılacak, ihtilal hazırlığı duyulacaktı. Bu,
bütün esir Türklerin kılıçtan geçirilmesine sebep olabilirdi. Onun için 40
Türk yiğidi, imparatorun çıkmasını beklemeden sarayı bastılar. Yüzlerce
saray muhafızını öldürdüler. Ancak, kaçıp kurtulanların haber vermesi
üzerine Çin ordusu saraya doldu. Bu durumda imparatoru kaçıramazlardı.
Kür-Şad, sarayı terketmek, planın ikinci kısmını uygulamak, yani "saray
ahırına hücum" emrini verdi. 40 yiğit ahırdaki muhafızları ve seyisleri de
öldürerek atlara binip şehir dışına sürdüler. Fakat bütün bir ordu
peşlerindeydi. Şehir yakınındaki Vey Irmağı'na gelince mecburen
durdular.Derhal cephe alıp savaş durumuna geçtiler.Burada da yüzlerce Çin
askerini öldürdüler. Ordu çok kalabalıktı. Türk yiğitleri kanlarının son
damlasına kadar vuruşarak can verdiler. İhtilal başarılamadı ama, esir
Türklerin gönlündeki hürriyet ateşi büyüdü büyüdü ve dalga dalga bütün Türk
illerine dağıldı. Bu olay 639 yılında olmuştu. İhtilâl ateşi 41 yıl
sönmeyecek ve 41. yılda bağımsızlıklarını kazanacaklardı.
Batı Gök-Türk Hakanlığı
Tardu’nun Başarılı Yılları: 582-603 582
yılında Doğu hakanlığı ile resmen ilgisini kesen Tardu, her iki kanadı kendi
idaresinde birleştirmek için gayret sarf ediyordu. Doğu hakanlığına baskı
yapan Çin’in Tülan hakana karşı kardeşi, T’u’li’yi tutarak iki kardeşi
çarpıştırması üzerine Tardu Çin’e yürüdü. Kuzey Çin’de başarılarla
ilerlerken yukarıda adı geçen general-diplomat Ç’ang Sun-şeng’in oyununa
kurban oldu. Bu Çinli, Türk ordu efradı ve atlarının geçeceği yollardaki
suları, pınarları zehirlemişti. Tardu böyle bir şeyin yapılacağını hatırına
getirmediği için ağır zayiat ve telefat verdi. Çekilmek zorunda kaldı (600).
Bu tarihe kadar Tardu Kağan batıda pek çok başarılar kazanmış, Hoten
bölgesini imparatorluğa bağlamış, Şehinşah IV. Ormuzd “Türk-zade” (579-590)
zamanında, Bizans–Sasanî savaşlarında, İran iç-işlerine müdahale etmiş, bir
Türk başbuğu Derbend’i kuşatırken diğer bir Gök-Türk ordusu Herat, Budgis
havalisine girmişti. Bu orduyu durduran ünlü Sasanî kumandanı Bahram
Çupi’nin isyan edip Ormuzd’ı tahttan indirip oğlu Husrav Parviz’i tahta
çıkarması, Sasanî imparatorluğunu karıştırmış, Bizans’ın müdahalesi ile
mağlup edilen Bahram sonunda hakana sığınmıştı. Böylece Tardu’nun bir
yandan, kısa müddet için de olsa, her iki hakanlığı kendi idaresinde
birleştirmesi (598’e doğru), aynı zamanda İran üzerinde hakim bir durum
kazanması, onun 598 yılında Bizans imparatoru Mauriacus’a gönderdiği
mektupta ifadesini bulmuş görünmektedir: “Dünyanın yedi ırkının büyük şefi
ve yedi ikliminin hükümdarı Hakan’dan Roma imparatoruna...” Çin kaynaklarına
göre de bu tarihte Tardu, Ötüken, kuzey-batı Moğolistan, Aral Gölü havalisi,
Kaşgar, Maveraünnehir ve Merv’e kadar Horasan sahaları üzerinde hakim
bulunmakta ve ulu hakan olarak “Bilge Kağan” ünvanını taşımakta idi. Fakat
Tardu, Gök-Türk birliğini gerçekleştirmek için çok şiddetli davranmıştı.
601’de Çin başkenti yakınlarında bir savaşta netice alamaması üzerine birçok
Türk boyları ve yabancılar ayaklandılar. Tardu bunlarla başa çıkamadı ve
Köke-na’ur havalisinde kayıplara karıştı (603).
IITardu Sonrası Kısa Zaafiyet Dönemi
(603-619)
Tardu’nun sahneden çekilmesinden sonra,
memlekette isyancıların sayısı arttı, nizam bozuldu. Doğu hakanlığında yeni
bir kudret olarak beliren Şi-pi Kağan’a karşı, Tardu’nun torunu Sui’lerle
işbirliğine kalktığı ve hatta ülkesini bırakarak Çin sarayında yaşamayı
tercih ettiği için Şi-pi tarafından Çinliler’den teslim alınarak öldürüldü
(619). Devlet meclisi’nin hakan ilan ettiği, Tardu soyundan Şi-Koei
zamanında durum düzelmeğe başladı.
Tong Yabgu Zamanı (619-630)
Fakat asıl huzur, Tardu’nun küçük torunu
olan T’ong-Yabgu devrinde (619-630) görüldü. Çin kaynağı T’an-shu’ya göre
“akıllı ve cesur” olan bu hakan “mahir bir savaşçı ve şeçkin bir stratejist”
idi. Orhun, Tola ırmakları ile Aral Gölü arasında yayılmış bulunan
Tölesler’i kendine bağlamış, İranlıları mağlup etmiş, güneyde Kandahar’a
kadar ilerlemişti. Ordusu birkaç yüz bin iyi yay kullanan süvarilerden
kurulu idi. Merkezi Talas şehrinin 75 km. kadar güney doğusundaki ünlü Bin-yul
(Bin-bulak= bin pınar) mevkiinde idi. Tang-shu’ya göre “o zamana kadar
batıda onun derecesinde kuvvetli olanı görülmemişti”. Çin ile dostane
münasebetler kurmuş olan T’ong-Yabgu çağında Hindistan’a gitmek üzere
Gök-Türk İmparatorluğu’nu bir baştan bir başa geçerek yolları, şehirleri,
dinî ve kültürel hayatı hakkında çok alaka çekici bir bilgi veren, Çinli
Budist rahip Hiuen-Tsang, T’ong Yabgu’yu da ziyaret etmiştir
Gök-Türk Tarihinin En Karanlık Yılı: 630
Gök-Türk İmparatorluğu’nun parlak bir
devri yaşadığı yıllarda On-oklar ve Karluklar isyan ettiler. Bunları kendi
mevkiini tehlikede zanneden Doğu hakanı Kie-li teşvik etmiş olmalıdır. Bir
tartışma esnasında T’ong-Yabgu’nun, hakanlığın batı kanadı başbuğu olan
amcası Se-pi tarafından öldürülmesi (630) ülkeyi karıştırdı. On-ok’lardan Nu-şi-pi’ler
Se-pi’yi istemediklerinden kendileri hükümdar seçmeyi tercih ettilerse de,
T’ong-Yabgu’nun oğlu Se-Yabgu üzerinde birleşildi. Bu defa Tölesler’in
ayaklanması devletin Çin’e bağlanmasında birinci derecede amil oldu. 630
senesi büyük Gök-Türk tarihinin en karanlık yılıdır. Doğu hakanlığı bu sene
Çin’e boyun eğmişti. Batı hakanlığı da aynı tarihte aynı akibete uğradı.
Bundan sonra Aşına soyundan bir sürü “kağan”, bazan aynı zamanda birkaç
“kağan” Batı Gök-Türk gruplarının başında görülüyorsa da, bunlar aynı
zamanda Çin’in birer memuru durumunda idiler. Batı Gök-Türk ülkelerinin
Çin’e ilhakı 658’de tamamlandı.
İlteriş Kutlug Kağan’ın II. Gök-Türk
Devleti’ni Kurması: 682
Kutlug ile Tonyukuk önce, 681’de Kuzey
Çin’deki Yün-çu eyaletine baskın yaparak 30 bin civarında at, koyun, deve
elde ettiler ve yeni gelenlerle kuvvetlenerek Göbi çölü ile Orhun ırmağı
arasına çekildiler. Çugay Kuzı (Çince Çung-tsai, Ötüken’in güneyinde)’yı
yazlık ve daha Güneydeki Kara Kurum’u kışlık merkezi yaparak hazırlıklarını
tamamladılar. İlk hedefleri Ötüken idi. Baykal Gölü’nün güney batısında
yüksekçe dağlarla çevrili, mahfuz, müdafaası kolay, fakat etrafa akınlar
yapmağa elverişli stratejik mevkide, iklimi mutedil ve otlağı bol bir yer
olan Ötüken yaylası Asya Hunları ve I. Gök-Türk Hakanlığı zamanında devlet
merkezi olmuş, Türkler’in kutlu toprağı sayılıyordu. Dağınık Türk
kütlelerini ancak, “Türk devletçilik ruhunun yerleşmiş olduğu” Ötüken
etrafında toplamak ve idare etmek mümkün idi. Kutlug hareketinin
gelişmesinden endişelenen Selenga ırmağı boylarındaki Oğuzlar’ın, tedbir
olmak üzere K’itanlar’la ve Çin ile ittifak teşebbüsleri, bir Gök-Türk
seferini gerektirdi. Tonyukuk’un tavsiyesi ile baskın şeklinde İnekler Gölü
(Orhun’un kolları üzerinde) kıyısında kazanılan savaş (682) Oğuz tehlikesini
ortadan kaldırdı. Tarihi ehemmiyeti haiz bu muharebe Gök-Türkler’in Ötüken’e
hakim olmalarını sağladı. Kutlug “kağan” ilan edilerek “İlteriş” (İl=devleti
derleyip toplayan) ünvanını altı ve II. hakanlığı teşkilatlandırdı: Kardeşi
Kapagan (veya Kapgan)’ı “şad”diğer kardeşi To-si-fu’yu “yabgu” tayin etti.
İstiklalin kazanılıp, devletin kuruluşunda birinci planda rol oynayan
Tonyukuk’u, devlet müşaviri (Ayguçı) yaptı ve orduyu hazırlama, idare ve
diplomasi işlerinin tanzimini ona verdi.
Kapagan Kağan’ın Seferleri
Kapağan Kağan 697 yazında hâkan, mevcut
duruma uygun olarak, orduyu ve idareyi yeniden teşkilâtlandırdı: Kardeşi To-si-fu’yu
hâkanlığın sol kanadı “yad”ı, İlteriş’in oğlu 14 yaşındaki Bilge’yi sağ
kanad’a Tarduş üzerine “şad” tâyin etti ve kendi oğlu Bögü (Kitâbelerde İnal
Kagan, Çin kaynaklarına Fu-kü)yü “küçük kagan” yaptı. Bu suretle Türk
imparatorluğunda iki cephe teşekkül etmiş, askerî kuvvetler de iki ordular
grubu hâlinde tertiplenmişti. Kapagan Çin ile savaşa hazırlanırken, İnal
Kagan ile Bilge Şad emrindeki fakat gerçek sevk ve idaresi Tonyukuk’un
elinde bulunan batı ordular grubu da On-oklar’ı devlete bağlamak vazifesini
almışlardı. Çin elçilerine karşı Kapagan’ın şiddetli ve kararlı tutumu
şimdilik doğuda bir silâhlı çatışmayı önledi. Mo-ç’o’nun kudretinden
telâşlanan Çin’den derhal üç bin ziraat âleti, 40 bin “şi” (1şi =10 hu)
tohumluk darı gönderildi ve Türkler anavatan topraklarına iâde edildi (698).
Büyük “kagan”ın plânlarından ikisi gerçekleşmişti.
Kapagan Kağan’ın Devleti Teşkilatlandırması
Gök-Türk İmparatorluğu’nun parlak bir
devri yaşadığı yıllarda On-oklar ve Karluklar isyan ettiler. Bunları kendi
mevkiini tehlikede zanneden Doğu hakanı Kie-li teşvik etmiş olmalıdır. Bir
tartışma esnasında T’ong-Yabgu’nun, hakanlığın batı kanadı başbuğu olan
amcası Se-pi tarafından öldürülmesi (630) ülkeyi karıştırdı. On-ok’lardan Nu-şi-pi’ler
Se-pi’yi istemediklerinden kendileri hükümdar seçmeyi tercih ettilerse de,
T’ong-Yabgu’nun oğlu Se-Yabgu üzerinde birleşildi. Bu defa Tölesler’in
ayaklanması devletin Çin’e bağlanmasında birinci derecede amil oldu. 630
senesi büyük Gök-Türk tarihinin en karanlık yılıdır. Doğu hakanlığı bu sene
Çin’e boyun eğmişti. Batı hakanlığı da aynı tarihte aynı akibete uğradı.
Bundan sonra Aşına soyundan bir sürü “kağan”, bazan aynı zamanda birkaç
“kağan” Batı Gök-Türk gruplarının başında görülüyorsa da, bunlar aynı
zamanda Çin’in birer memuru durumunda idiler. Batı Gök-Türk ülkelerinin
Çin’e ilhakı 658’de tamamlandı.
Kapagan Kağan’ın Yeni Çin Seferleri
Ancak, Kapagan’ın kızını bir T’ang prensi
ile evlendirmek arzusuna karşı, imparatoriçe Wu’nun, T’ang’lardan değil de,
kendi âilesinden bir prensi damat olarak ortaya sürmesinden öfkelenen
Kapagan, yanında bulunan Çin elçilik heyetinden general Çen-çi-wei’yi (T’ang
sülâlesine mensup olmalı) “Çin kaganı” ilan ederek, onunla birlikte ansızın,
fırtına gibi, Çin topraklarında göründü. Çeşitli eyaletlere, aynı sene
içinde (698) 30 defa çıkış yaptı. 100 bin kişilik ordusu tarafından, karşı
koyan bütün Çin kuvvetleri ezildi, at sürüleri, başta olmak üzere bol
ganimet ve esir alındı. Oradan kuzeye yönelen Kapagan’a, Çin orduları
kumandanı Şa-Ça-Cung-i, emrindeki birkaç yüz binlik kuvvetine rağmen, hücuma
cesaret edemeyerek, Gök-Türk süvari tümenlerinin geçişini uzaktan
seyrederken, ümidini kaybeden Çin sarayı da orduya gönderdiği gizli bir
günlük emirle, “kagan’ı bulup öldürenin” prens ilan edileceğini
bildiriyordu.
Kapagan Kağan’ın Türgişler Üzerine Seferi
Bu sırada İnal ile Bilge tarafından sevk
edilen batı orduları grubu da, Tonyukuk’un yüksek kumandasında, Altaylar’ı
aşıp Yarış-ovası (Cungarya)’na doğru ilerlemiş ve Bolçu (Urungu gölünün
güney-batı kıyısında; bugün Tokoi kasabası)’da “ateş ve fırtına” gibi
saldıran “Türgiş kagan”ın kumandasındaki 10 tümenlik (100 bin kişilik)
On-oklar ordusu üzerinde kesin zafer kazanmıştı (698). Türgiş hakanı Uçe-le’nin
esareti, yabgusu ve şadının yakalanması ile neticelenenen Bolçu savaşı, On-oklar’ın
bütün To-lu ve Nu-şi-pi kabilelerini, Balkaş, İli, Isık Göl, Çu ve Talas
bölgesindeki Türkler’i Gök-Türk birliğine bağlamış, Hakanlığın sınırları
Taşkent ve Fergana’ya dayanmıştı. Çin kayıtlarına göre, “Mo-ç’o
zaferlerinden gurur duymakta, imparatorluğumuzu hakir görmekte. Yüksek
gayeleri var. Her tarafa ordular sevk ediyor. Arazisinin genişliği 10 bin
“li” (= aşağı yukarı 4500 km)’den fazla. Bütün barbarlar (Çin dışındakiler)
onun emri altında...”. Böylece vaktiyle Tardu’nun, Türk birliğini
gerçekleştirdiği tarihten tam 100 sene sonra Kapagan Kagan’ın Doğu-Batı
hakanlıklarının topraklarını tek idarede toplaması yolu ile “dehşet verici
Türk birliği ihya edilmişti”. Ancak Kapagan’ın planında 3. noktanın
tamamlanması için Maveraünnehir’inde zaptı gerekiyordu.
Kapagan Kağan’ın Maveraünnehir Seferi
Coğrafî mevkii, iklimi, verimli toprakları
ile zenginliği bütün kaynaklarda övülen Maveraünnehir’de o sırada Gök-Türk
ordularına karşı koyacak bir kuvvet yok idi. Türk soylu bazı ailelerin idare
ettiği “şehir krallıkları” 675’lerden beri, nisbeten küçük kuvvetlerle ufak
çapta teşebbüslere girişen Müslüman Arap kumandanlara (Abdullah b. Ziyad,
Said b. Osman, Musa, Mühelleb vb.) başarı ile mukabele etmekte idiler. Yine
Tonyukuk’un yüksek kumandasında olmak üzere, “İnal Kagan” ve Bilge
taraflarından sevk ve idare edilen, o sene henüz 16 yaşındaki Kül Tegin’in
de dahil bulunduğu Gök-Türk batı orduları grubu, Altaylar-Borçlu-Yarış Ovası
“Kavimler kapısı” -Çu ve Talas havzaları- Karadağ kuzeyi üzerinden İnci (Seyhun=Sirderya)
kıyılarına ulaştı ve nehri geçerek Maveraünnehir’in Kızıl-kum çölüne daldı
ve Güney istikametini aldı. Ordunun bir kısmını, muhtemel bir yan hücuma
karşı, İnal idaresinde burada bırakan Tonyukuk ilerledi ve ilk olarak
Semerkand’ın güney doğusunda savaşa hazır bekleyen Sok kumandasındaki orduyu
ezdi (701), esirler ve zengin ganimet elde etti: “sarı altın, beyaz gümüş,
kız kızan...” (Tonyukuk Kitabesi). Aynı zamada Çinliler’e karşı da bir zafer
kazanıldı. Bilge ile Kül Tegin, Keş şehrinin doğusunda, Altı-çub (Chao-wu)
kavminden de aldığı yardımlarla 50 bin kişilik bir kuvvet başında, Gök-Türkler’in
ipek yolu geçiş hattına inmesine engel olmağa hazırlanan Çinli general Ong-Tutuk
(Wei Yuan-çung)’u “İdukbaşı” mevkiinde mağlup ve ordusunu imha ettiler.
Cesaret ve savaşçılığını ilk defa bu maharebede ortaya koyan Kül Tegin,
Çinli kumandanı, eli ile yakalayıp esir etmişti. Bu suretle engeller
kalkınca Gök-Türk ordusu Tamir Kapıg (Demir Kapı)’a ulaştı. Burası,
bilindiği gibi. M.Ö. asırlardan beri İran-Turan (Türk) ülkelerinin arasında
tabii sınır kabul edilmekte idi.
Araplarla İlk Temas
Maveraünnehir seferi münasebeti ile Orhun
kitabelerinde ilk defa Müslüman Araplar (Tazik) zikredilmiştir. İranlılar’ın
Araplar’a verdikleri Tazi adından (Tay adlı Arap kabilesinden ) gelen Tazik,
(Türkler tarafından, sonraları İranlılar için kullanılmıştı: Tacik). O
zaman, Keş şehrinde karargah kurmuş olan Horasan valisi Mühelleb’in
kuvvetleri ile ilgili olmalıdır. Anlaşıldığına göre İnal kumandasındaki
kuvvet, bir Arap hücumuna karşı orada bırakılmış, fakat Mühelleb ordusu her
hangi bir harekette bulunmamıştır.
Devam Eden Çin Seferleri
Diğer taraftan Kapagan, Çin’e akınlarına
devam ediyordu. 700-702 yılları arasında Çin üzerine 21 sefer yapılmıştır.
704’de Kül Tegin ile Bilge’nin de katıldıkları büyük Ming-şa muharebesinde
80 bin kişilik Çin ordusu hezimete uğratıldı ve hemen arkasından 11 akın
daha tertiplendi. T’ang İmparatoru Çung-tsung yine bir günlük emir
neşrederek, Kapagan’ı esir eden ve öldüreni prens ünvanı ve 2 bin top ipek
vererek taltif edeceğini ilan ediyordu. Ayrıca bütün vazifelilere Gök-Türkler’i
mağlup etmek için planlar hazırlamalarını emretti. Bunun üzerine sarayın
yüksek memurlarından Lu Fu’nun imparatora sunduğu raporda çare olarak: 1-
Barbarları birbirine karşı tahrik etmek, 2- Barbarları iki cephede birden
zorlamak yolları tavsiye ediliyor ve M. Ö. 36 yılında Çi-çi’nin böyle
yenildiğini hatırlatıyordu.
Kapagan Kağan’ın Civardaki Türk
Topluluklarını İtaat Altına Alması
Bu arada, 649’dan beri Çin ile siyasî
münasebetler kurmuş bulunan Basmıllar tekrar itaate alındı (704). 709’da
Çik’ler ve Az’lar (her ikisi de Kırgızların doğu komşuları) Bilge tarafından
hakanlığa bağlandı. Gök-Türk ordularının uzaklarda meşgul olmasını fırsat
bilerek başkaldırmağa teşebbüs eden Kırgızlar da Bilge-Kül Tegin idaresinde
“mızrak boyu kar sökerek Kögmen dağlarını aşan” Gök-Türk orduları tarafından
Songa ormanında ikinci defa mağlup edildi (710). Aynı yıl içinde Tolga
ırmağı civarındaki Bayırkular, Türgi-yargın Gölü savaşında bozguna
uğratıldı. 711 yılında yine Bolçu civarında Türgiş kuvvetleri darbelendi,
han’ı, yabgu’su, şad’ı öldürüldü. Türgiş ülkesi ve “Kara Türgiş” halkı
itaate alındı ve bir Maveraünnehir seferi daha yapıldı. Bunun sebebi,
kitabelere göre “Sogdak (Semerkand bölgesi) kavmini tanzim etmesi idi.
Bilge Kağan’ın İlk Yılları ve Oğuz İsyanları
Bilge, kardeşinin ısrarı ile, Kagan oldu
(716-734). Kül Tegin de Gök-Türk orduları başkumandanlığını üzerine aldı.
705 yılından beri yüksek mahkeme üyeliği yapmakta iken ve Bilge’nin
kayınbabası olduğu için ihtilal sırasında dokunulmayan Tonyukuk da tekrar
eski vazifesi olan “Ayguçı” ’lığa (devlet müşaviri) getirildi. Fakat umumi
bir yorgunluk, bezginlik vardı: “Tanrı Türk kavmi yaşasın diye beni tahta
oturttu. İçte aşsız, dışta giyeceksiz, bir kavme Kağan oldum. Babamızın,
amcamızın kazandığı milletin adı, sanı unutulmasın diye kardeşimle
sözleştik. Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Kül Tegin ile
şad’larla ölesiye çalıştık”. (Kitabeler). Oğuzlarla mücadele eski şiddeti
ile devam ediyordu. O sene büyük ölçüde hayvan telefatına sebep olan
kıtlıkta bile Bilge sefer halinde idi. Ötüken üzerine yürüyen Üç-Oğuzlar
püskürtüldü. Dokuz Tatarlarla ittifak ederek hücuma geçen Oğuzlar Ağu’da
cereyan eden iki savaşta bozguna uğratıldı ve Oğuz kütleleri yurtlarını terk
ederek Çin sınırlarına doğru çekildiler (717-718). 717’de başkaldıran Uygur
İl-Teberleri ile ve 718’de tekrar isyana teşebbüs eden Karluklar ile
savaşıldı ve başarıya ulaşıldı.
Bilge Kağan’ın Çin Karşısındaki Başarıları
Bilge Kagan Çin ile iyi geçinmek arzusunda
idi. Bunun lüzumuna, Tonyukuk’un da Çin’in kuvvetli, Gök-Türklerin ise
yorgun ve ihtimama muhtaç oldukları hususundaki kanaati neticesinde
inanmıştı. Fakat sığıntı Gök-Türk prensi ile etrafındakileri Bilge’ye karşı
silahla mücadeleye teşvik eden Çin, Türklerin durumunu istismar hevesi ile
Gök-Türk barış teklifine (721) 300 bin kişilik bir ordu hazırlamakla cevap
verdi. Aynı zamanda Ki’tanlar ve Tatabılar’ın askerî desteğini elde eden
Çin, Beş-balık’taki Basmıllar ile de anlaşmıştı. Nazik durum büyük devlet
adamı ve stratejist Tonyukuk tarafından kurtarıldı. Onun planları, sevk ve
idaresi altında önce Basmıllar mağlup edilip Beş-balık kuşatıldı. K’i-tanlar
ve Tatabılar safdışı edildi (722-723), sonra yalnız başına kalan Çin
şiddetli bir darbe ile baskı altına alındı: Santan (Kan-su’da) savaşında Çin
ordusu bozguna uğratıldıktan ve Beş-balık zapt edildikten sonra Liang-çu,
Kan-çu, Yuan-çu bölgeleri 10 sefer yapılarak ele geçirildi. Hakanlık eski
zindelik ve itibarını kazanmıştı. Bütün doğu ve Tarbagatay’a kadar batı,
hakanlık idaresinde idi. Hatta Bilge 717 karışıklığında Ötüken ile alakasını
kesip kendi başına bir devlet durumuna girmiş olan Turgiş hakanlığını bile
kendisine tabi saymakta idi. Bu başarılar üç Gök-Türk büyüğünün: Tonyukuk,
Bilge, Kül Tegin’in azim ve gayreti ile elde edilmişti. Çin de şüphesiz
durumun farkında idi. İmparator Hüang-sung’un başkanlığında yapılan bir
toplantıda şöyle konuşuluyordu: “.. Gök-Türklerin ne zaman, ne yapacakları
bilinmez. Kagan Bilge iyidir, milletini sever, Türkler’de ondan
memnundurlar... Kül Tegin harp sanatının ustasıdır, ona karşı koyacak kuvvet
güç bulunur... Tonyukuk ise otoriter ve bilgedir, niyetleri, kurnazlığı
çoktur. İşte bu üç “barbar” aynı anlayışta olarak bir aradadırlar...”.
724’te Çin ile anlaşma olmuştu. İmparator, Bilge Kagan’ın taleplerinden olan
bir Çin’li prenses ile evlenme işini görüşmek üzere Ötüken’e elçi gönderdi.
Hakan bu elçiyi, hatunun, Kül Tegin’in ve Tonyukuk’un hazır bulunduğu
mecliste kabul etti (725), daha sonra kendisi elçisi, nazırlarından Mei-lu-ç’o
(Buyrukçur)’u Çin başkentine gönderdi. Çin sarayında itina ile ağırlanan bu
elçinin temasları netiçesi So-fank (Ling-çu’da) şehrinin, Gök-Türklerin
serbestçe ticaret yapabilecekleri ortak Pazar yeri olmasına karar verildi.
Bilge Tonyukuk
Büyük Gök-Türk devlet adamı Tonyukuk ile
ilgili son haber 725’e aittir. O, her halde bu tarihten sonra ölmüş
olmalıdır. Gök Türk istiklal savaşı hazırlıklarından itibaren, İlteriş,
Kapagan, Bilge zamanlarında devlete 46 yıl hizmet eden, savaşlarında hiç
başarısızlığa uğramayan, “Boyla Baga Apa Tarkan” ünvanlarını taşıyan “bilge”
ve stratejist Tonyukuk hakanlığın ordusunu, maliyesini, adliyesini tanzimde
başta geliyordu. Çin kaynaklarında bile bu meziyetleri belirtilmekte ve
“Aygucı” olarak hakanlar üzerindeki tesirini, aynı zamanda o çağın dini
kültürel cereyanlarını nasıl yakından takip edip Türk milleti açısından
değerlendirdiğini gösteren deliller verilmektedir: Bilge Kağan, Çin’de
olduğu gibi, Türk ülkesinde de şehirleri surlarla çevirtmek, hisarlar
yaptırmak istiyordu. Tonyukuk itiraz etti. “Bunlar olmamalı. Biz ömrünü sulu
ve otlu bozkırlarda geçiren bir milletiz. Hayat tarzımız bizi daima harp
egzersizi içinde tutmaktadır. Gök-Türklerin sayısı Çinlilerin yüzde biri
bile değildir. Başarılarımız yaşayış tarzımızdan ileri gelir. Kuvvetli
zamanlarımızda ordular sevk eder, akınlar yaparız. Zayıf isek, bozkırlara
çekilir, mücadele ederiz. Eğer kale ve surlar içine kapanırsak, T’ang
orduları bizi kuşatır, ülkemizi istila eder...”. Bilge’nin diğer bir
düşüncesi de memlekette Budist ve Taoist tapınaklar inşa ettirerek bu din ve
felsefeyi Türkler arasında yaymaktı. Tonyukuk şöyle dedi: “ Her ikisi de
insandaki hükmetme ve iktidar duygusunu zaafa uğratır. Kuvvet ve savaşçılık
yolu bu değildir. Bize uygun düşmez. Türk milletini yaşatmak istiyorsak, ne
bu çeşit talimlere, ne de bu türlü tapınaklara ülkemizde yer vermemeliyiz”.
Kaynağın (T’ang-shu) ilave ettiğine göre, bu tavsiyelerdeki “derin mana”
Gök-Türk başkentinde iyi anlaşılmıştır. Bu gün batılı araştırıcılar
tarafından Tonyukuk’a “Gök-Türk Bismark’ı” denilmektedir.
Kül Tegin’in Ölümü (731)
731 yılında da Kül Tegin öldü (eski Türk
takvimlerine göre, “koyun” yılının 17. günü = 27 Şubat 731). 47 yaşında idi
ve İnançu, Apa, Tarkan ünvanlarını taşıyordu. yedi yaşından beri ömrünü Türk
milletinin yücelmesine hasreden cesareti, savaşçılığı hem Türk, hem Çin
vesikalarında övülen Kül Tegin’in büyük kahramanlıklarından biri, Gök-Türk
karargahının 716’da Dokuz-Oğuzlar tarafından basıldığı zaman görülmüştü.
Bilge Kagan anlatıyor: “Anam hatun, büyük kadınlar, kardeşlerim, gelinim,
prenseslerim cariye olacaktı. Ölenler yolda kalacaktı. Kül Tegin karargahı
vermedi. O, olmasa idi hepiniz ölecektiniz”. (Kitabeler). Ölümü hakanlıkta
büyük teessür yaratan kahraman hakkında işte kitabelere geçen samimi
ifadeler (Bilge’nin ağzından): “Küçük kardeşim Kül Tegin öldü, görür gözüm
görmez oldu, bilir bilgim bilmez oldu. Zamanın takdiri Tanrınındır.
Kişi-oğlu ölmek için yaratılmıştı. Yaslandım, gözden yaş, gönülden feryat
gelerek yanıp yıkıldım... Milletimin gözü, kaşı (ağlamaktan) fena olacak
diye sakındım”. Çin’de de aynı üzüntü duyulmuş, imparator hususî elçi ile
Ötüken’e baş sağlığı mektubu göndermiş, Kül Tegin’in hatırasına dikilecek
abideye Çince bir metnin de kazınmasını arzu etmişti.
Çöküş
Bilge’nin ölümü üzerine Gök Türk
hakanlığında çöküş belirtileri kendini gösterdi. Babasının yerine tahta
çıkan Türk Bilge Kagan (Çin kaynaklarında, İ-jan)’dan sonra küçük kardeşi
Tengri Han (Çincesi, Teng-li) geçti. 740 yılında Gök Türk tahtında yine
“Tengri Han” diye anılan bir kagan vardı ve bu, Bilge’nin oğlu idi (Bilgeden
sonraki kaganlar meselesi biraz karışıktır). Hakan çocuk denecek yaşta
olduğu için idare annesi (Tonyukuk’un kızı) P’o-fu’nun elinde idi. Hatun
devlete hakim olamadı, hanedan üyeleri birbirine düştü ve huzursuzluk bütün
yurda yayıldı. Durumdan faydalanan Basmıllar, Karluklar ve Uygurlar
birleştiler ve vaziyete hakim olur olmaz, Aşına ailesinden gelen Basmıl
başbuğunu “kağan” ilan ettiler (742) ve Gök Türk Hakanı Ozmış (Vu-su-mi-şi)
sonra da onun küçük kardeşi, son Gök Türk hakanı Po-mei’yi öldürdüler. Bu
arada müttefiklerin araları açıldı. Basmıl Başbuğu (Kağan) ortadan
kaldırıldı ve Uygur başbuğu Kagan ilan edildi. Kutlu Kül Bilge Han (745).
Ötüken’de Uygur Türk Devleti devri başlıyordu. Bununla beraber, Gök Türk
çağının bazı aileleri, hatta Tonyukuk soyundan gelenler, Uygur devletinde ve
sonraki Moğollar devrinde bile ehemmiyetlerini muhafaza etmiş
görünmektedirler.
UYGUR İMPARATORLUĞU Uygur Hakanlığı’nın Kuruluşu
745 ‘de
Gök-Türk idaresini yýkarak, Ötükende bir hâkanlýk kuran Uygurlar 9 uruð’dan
meydana gelen bir birlik olup Karluk ve Basmýllar’ý da kendilerine
baðladýklarýndan birlikteki kabile sayýsý 11’e yükselmiþti. Orhun
kýyýsýndaki baþkenti Ordubalýk (sonraki Kara-balgasun yakýnýnda)’ý kuran ilk
Uygur hâkaný Kutlug Kül Bilge 747’de öldü. Yerine oðlu Mo-yen-çur “kagan”
oldu (“Tanrýda bolmuþ il etmiþ Bilge kagan 747-759).
Bugünkü kuzey Moðolistan’da Þine-usu gölü yakýnýndaki Uygur hâkanlýðýnýn
ilk devri için çok mühim olan, kitâbeden anlaþýldýðýna göre, ihtimâl o
sýrada Basmýllar’ýn birlikten ayrýlmýþ olmasý dolayýsýyla 10 kabileden
kurulu Uygurlar’ýn hâkaný Mo-yen-çur, kuzeyde Kýrgýzlar’la, batýda Karluklar
ve onlara yardým eden Türgiþler ve Basmýllar’la, ayrýca Sekiz-oðuz,
Dokuz-Tatar ve Çikler’le savaþmýþ, hâkimiyetini Yenisey kaynaklarý, Çu-Talas
havalisi, iç- Asya ve Kerulen’e kadar yaymýþ, oðullarýný yabgu, þad tâyin
etmiþti. Fakat asýl Çin üzerinde tesirli oldu.
Talas Savaþý
Karluklar tarafından desteklenen İslâm
kuvvetleri ile Çinliler arasında cereyan eden büyük Talas muharebesi
(751)’inde Çinliler ağır mağlûbiyete uğramış, Tarım havzasının Uygurlar’a
geçmesini sağlayan ve Çin’in Orta Asya’dan çekilmesi ile sonuçlanan bu savaş
üzerine, Çin’de büyük hâdiseler olmuştur ki, bunların en mühimi, Türk anadan
doğan An-lu-şan adlı bir kumandanın 200 bin kişilik bir kuvvetle Lo-yang
(755) ve Ç’ang-an (757)’ı zapt ederek kendisini imparator ilan etmesi idi.
Mo-yen-çur, T’ang imparatoru Su-stung’u destekledi. Lo-yang’ı geri aldı
(757). Çin yılda 200 bin top ipek vermeği taahhüt etti.
Uygur-Çin Münasebetleri
759’da yerine geçen Bögü Kağan (759-779) ,
(Tanrıda bolmuş il tutmuş Alp Külüg Bilge Kagan)’da dikkatini
karışıklıkların devam ettiği Çin’e çevirmişti. Asıl niyeti T’ang sülalesinin
artık sözünün geçmediği Çin’e hakim olmaktı. Uygur ordusunun Çin’de
görünmesi ile (762), hakanla akrabalık kurmuş olan Töles menşeli, Çin
kumandanı P’u-ku (Buku, Türk ünvanı) Hua-ien tarafından isyancılar zararsız
hale getirildi ve Uygur ileri harekatı önlendi ise de, Türk nüfuzu Çin’de
çok artmıştı. Başkent ve şehirlerde pekçok Uygur serbestçe ticaret yapıyor,
istedikleri kadar ipekli kumaş alıp, istedikleri fiyattan satıyorlardı.
Tibetlilerin hücumuna uğrayan Çin’i korumak üzere P’u-ku Huai-en ‘in daveti
ile Bögü’nün yaptığı Lo-yang seferi (763) Türk kültür tarihi bakımından
büyük neticeler doğurdu. Hakan Ötüken’e dönerken, Uygurların hayat ve
telakkilerinin değişmesi bakımından çok tesiri görülen Mani dinini Türkler
arasında yaymak üzere, dört rahibi de beraberinde getirmişti. Böylece
hayvani gıdalar yemeği yasaklayan, savaşçılık duygusunu zayıflatan,
Hıristiyanlık- Mazdeizm-Budizm karışımı bir din olan Manihizm, haakan
tarafından kabul edilerek Türk ülkesinde resmi bir mahiyet kazandı.
Manihaizmin Yerleşmesi
Kırgızlar üzerinde de bir zafer kazanan
Bögü Kagan, akrabası nazır Baga Tarkan tarafından öldürüldü ve bu nazır
hakan oldu (779-789. Alp Kutlug Bilge Kagan). Cesareti ve idaresi övülen,
“dünya nizamı için kanunlar hazırladığı” bildirilen bu hakan Kırgızlar’ı
tekrar mağlup etti ve bir Çinli prenses ile evlenmesi sonunda, Uygur
tüccarlarının Çin’de tahakkümlerinden doğan bazı anlaşmazlıklar ortadan
kalktı. Yerine “ay Tangride Kut Bulmuş Kütlü Bilge Kagan” (789-790) ve sonra
bunun oğlu Kutlug Bilge (790-795) hakan oldular. Eskiden beri Çin’e karşı
ilgi duyan Tibetliler o sırada Beş-balık havalisinde bulunan Şa-t’o (Çöl)
Türkleri ile anlaşarak, baskınlara başlamışlardı. Çin’i korumayı, iktisadî
ve kültürel sebeplerle, gelenek haline getirmiş olan Uygurlar, kuvvet
göndererek tecavüzleri önlemek istedilerse de başarıya ulaşamadılar. İtibarı
sarsılan hakan öldürüldü. Ötüken’de karışıklık çıktı. Fakat 795’te hakan
olan, sevilmiş kumandan ve idare adamı Kutluk (795-805), “ay Tangride Ülüg
Bulmuş Alp Kutlug Bilge Kagan” ile, sonraki “Ay Tangride Kut Bulmuş Külüg
Bilge “ (805-808) zamanlarında bir huzur devri açıldı. İktisadî faaliyet
gelişti. İç Asya’nın mühim ticaret şehirlerine nüfuz edildi. Dış siyaset
yönünden zamanı oldukça sakin geçen hakan “Ay Tangride Kut Bulmuş Alp Bilge”
(821-824) başkentte Kara-balgasun kitabesini diktiren hakandır ki
hükümdarlığı başarılı geçmiş, Türkistan üzerine sarkmak isteyen Tibetlileri
durdurmuş, hakanlığa bağlı Karlukların başına yeni bir yabgu tayin etmiş ve
ta Sogd bölgesine kadar ticarî münasebetleri geliştirmiştir. Fakat sonra
memlekette karışıklık baş gösterdi. Hakan Alp Bilge 832’de öldürüldü, Alp
Kütüg Bilge Kagan (832-839)’da nazırının tahrik ettiği bir isyanda telef
oldu.
Uygur Devleti’nin Ortadan Kalkması
Gittikçe yoğunlaşan Manihaizm tesirleri
dolayısıyla Uygurlar’da görülen gevşemeye karşılık, Yenisey bölgesinde yeni
bir kudret halinde kendini gösteren ve 20 yıldan beri Orhun bölgesini baskı
altında tutan Kırgızlar 840 yılında kalabalık kuvvetlerle Uygur topraklarına
girdiler. Kara-Balasan’u zapt ederek hakanı öldürdüler. Ahaliyi kılıçtan
geçirdiler. Ötüken’de devletleri yıkılan Uygurlar kütleler halinde
yurtlarını terk ederek Çin sınırlarına ve daha kesif olmak üzere, zengin
ticaret merkezlerinin bulunduğu İç-Asya’ya, Beş-balık, Turfan, Kuça vb.
sahasına göçtüler. Hakanın ailesinden iki kadreş tarafından idare edilen bu
göçten sonra Uygur tarihinin ikinci safhası başladı. Göç sırasında,
başlarında, kendileri tarafından “kağan” seçilen prens Vu-hi Tegin
(841846)’in bulunduğu Uygurlar bir müddet bazen Kırgızlar, bazen Çinliler
tarafından hırpalandıktan sonra, bir kısmı Çin tabiiyetine girerken,
diğerleri, 5. asırdaki eski yurtlarına, batıya doğru yollandılar ve her iki
tarafta da devletler kurdular. Fakat bunlar artık “Bozkır Türk Devleti”’nden
farklı idiler. Hakimiyeti genişletme düşüncesinde olmamış, büyük siyasî
çatışmalara girmemiş, başta Çin hükümetleri olmak üzere, komşuları ile
dostluk ve ticaret münasebetlerini devam ettirmeyi tercih etmişlerdir.
Kan-Çou Uygur Devleti
Bir kısım soydaşlarının aşağı yukarı 150
yıldan beri sakin bulunduğu Kan-su bölgesine gelerek, buranın merkezi Kan-çou’da
yerleşen Uygurlar, Çin ile daha ziyade ticari faaliyetler üzerine kurulu iyi
münasebetlerini, imparatorların kızları ile Uygur prenslerinin
evlendirilmeleri gibi a